19 Ağustos 2017 Cumartesi

Kedi Nanesi mi ? Oda ne ?

Nereden aklıma geldi kedi nanesi yazmak.. Karşıma çıktı bir anda okurken, ben de biraz olsun hatırlatmak istedim.

Evet Kedi Nanesi Latince Nepeta cataria, İngilizce catnip, catmint gibi isimlerle tanınan bitki..  Nane ile aynı familyadan Nanegiller demeyeceğim Lamiceae familyasından..

Neden kedi nanesi , neden catnip ? Çünkü kedi besleyenlerin çok iyi bildiği gibi kediler bu naneyi çok seviyor.. Bu bitkinin kokusuyla birlikte genellikle daha sokulgan, sevecen hale geliyor. Sadece kedilere mi kedi ailesinden aslan, puma hatta leoparlara bile benzeri etkiyi yapabiliyor.. Bir şekilde bu kokunun kedide kedi feromonu gibi etki gösterdiğini söyleyebiliriz. Petshoplarda çok sayıda kedi nanesi taşıyan kediler için hazırlanan ürün bulabilirsiniz. 

Birazda nedenlere bakalım. Bitkide bulunan nepetalakton isimli maddenin bu etkiye sebep olduğu düşünülmektedir. Kedilerin burunlarında nepetalaktonu algılayan reseptörler olduğu, ancak insanda henüz böyle bir reseptör ve dolayısıyla buna bağlı benzeri bir etkinin ortaya çıkmadığı bilinmektedir.
Yapılan araştırmalara göre %80 kedinin bu cevabı verdiği ancak diğerlerinin vermediği görülmüştür. Bu durumun kediler arasındaki bazı genetik farklılıklar sebebiyle ortaya çıktığı düşünülmektedir. Genellikle kedilerde bu etkinin ortaya çıkabilmesi için en az 6-8 hafta geçmesi gerektiği, daha küçük kedilerin bu kokuyu sevmek yerine kaçtıkları bile görülmüştür. Bu durum belirli bir haftaya kadar kedilerde nepetalakton reseptörlerinin gelişmediğini göstermektedir.
Nepetalakton

Peki ya insanlarda ? Bu bitkinin uçucu yağının insanlarda hafif sakinleştirici ve spazm çözücü etkilerinin olduğu bilinmektedir. Bu sebeple aromaterapötiklerin bileşimine girmekte, lezzetli bir bitki çayı olarak tüketilebilmekte ya da Akdeniz ülkelerinde salatalarda ya da yemeklerde gıda olarak kullanılabilmektedir.

Son olarak kedi nanesinin güzel bir sinek kovucu olduğunu da söylemeden geçemeyeceğim. Balkonunuzda saksıda bir kedi nanesi, kedi nanesi çayı spreyleri, ya da uçucu yağın birkaç damla kokması için difüsere ya da özel kabına konarak ortama verilmesi ile sivrisineklerin uzak tutulması sağlanabilir. Ancak uçucu yağların doğrudan seyreltilmeden cilde temas etmemesi gerektiği unutulmamalıdır.

Yazımı Sezen Aksu’nun "Bir kedim bile yok" diyen "Gülümse" şarkısı ile bitiriyorum..
Gülümseyen günler dileğiyle..




















Fotograf: https://viralplots.com/ever-wondered-why-do-cats-love-catnip/ 


28 Haziran 2017 Çarşamba

Neden bitki ? Neden bitkisel ekstre ? Metabolomik bunun neresinde ?

Bitkisel ilaçlar tek etken maddeden oluşan ilaçlardan farklı özellikler gösterirler.  Daha önceki yazılarımda da örneklerini verdiğim gibi bazı etken maddeler bitkilerden saf olarak elde edilip kullanılırken bazıları ise doğrudan bitki, bitki kombinasyonları ya da bitkisel ilaç olarak kullanılmaları tercih edilir. Bitkisel ilaçların etkisinin bileşiminde bulunan çok sayıda maddenin bir arada etki göstermesi ile ortaya çıktığı düşünülmektedir. Bu sayede bitkide bulunan bazı etkili bileşiklerin yan etkilerinin azaldığı ve bitkiden beklenen etkinin arttığı belirtilmektedir. Genel olarak bitkilerin bu şekilde bitkide bulunan maddelerin farklı mekanizmalar ile bir arada etki göstermesi ile ortaya çıkan etkiye “çok hedefli etki, multitarget etki, multifaktorial etki  ya da polyvalent etki” denmektedir. Bu durum farklı maddelerin vücutta aynı hedefe etki göstermesi ya da aynı maddenin farklı hedeflere etki göstermesi şeklinde açıklanabilir ki bu ikinci durum bir bitkinin neden birden fazla farmakolojik etki gösterebildiğini açıklar. Bu şekilde polyvalent etkiye birkaç bitki örneği verelim.
Alzheimer hastalığı tedavisinde kullanılan Ginkgo biloba ekstresinin ileri yaşlarda bilişsel fonksiyon bozukluklarını düzelttiği ortaya konmuş, bu ekstre içinde bulunan maddeler tek tek denendiği zaman aynı etki gözlenmemiştir. Benzer durum Ginseng, Hypericum (Sarı kantaron), Glycyrrhiza glabra (Meyan kökü) gibi pek çok bitki için de söz konusudur.   
Bunun yanında bu şekilde çok hedefli etkiler geleneksel Çin tıbbında, ayurvedada, ya da geleneksel Japon Tıbbı “Kampo” da aynı anda birden fazla bitkinin kullanıldığı bitkisel ilaçlar için de söz konusudur. Resimde bir geleneksel Çin ilacında bulunan bitkilerin çoklu etkisinin nasıl kesiştiği ne çok etki mekanizmasının aynı anda ortaya çıktığını görebilirsiniz. Ki bu görüntü bitkilerin etkilerinin ortaya çıkması ile ilgili benim çok hoşuma gider.
Çok hedefli etki örneği (1) 

Saf madde yerine bitki ekstrelerinin seçilmesine sebep olan bir diğer durum da bitkilerde bulunan maddelerin izolasyon sonrası yapılarının bozulmasıdır. Örneğin Valeriana, Sarımsak (Allium sativum), Zencefil (Zingiber officinalis), Şerbetçi otu (Humulus lupulus) gibi  bitkilerin etken maddeleri izolasyon sonrası etkinliklerini kaybettikleri için doğrudan bitkisel ilaç şeklinde kullanılmaları tercih edilir. Benzer şekilde etkili bileşiği tespit edilemeyen bitkiler, ya da aynı anda çok sayıda maddenin etki gösterdiği bitkilerde saf maddenin izole edilerek kullanılması mümkün olmamaktadır.
Bu durum bitkisel ekstrelerin yapılarının aydınlatılması gerekliliğini ortadan kaldırmamaktadır. Bitkilerin etkinliğinin araştırılması, yan etkilerinin, etkileşimlerinin belirlenmesi, etki mekanizmalarının tespit edilebilmesi amacıyla çok sayıda farklı teknik geliştirilmiştir. Örneğin bunlardan biri de organizmada bitkiden ortaya çıkan tüm metabolitlerin araştırılmasını sağlayan “metabolomik”dir ki bunun şu an sadece ismini verip geçeceğim. Bu teknikle bitkisel ilaca ait neredeyse tüm metabolitlerin tespiti mümkün olabilecektir. Metabolomik ile doğal kaynaklardan ilaç keşfi, bitkisel ürünlerin kalite kontrol çalışmaları, bitkisel ürünlerde farmakovijilans gibi pek çok araştırma alanı daha güvenilir sonuçlar ile ortaya konabilecektir. Benzer şekilde metabolomik ya da bu metabolit parmak izi çalışmaları özellikle son yıllarda çok fazla karşılaşılan katıştırmanın da (yani bitkisel ürüne aslında onda bulunmayan başka bir maddenin karıştırılması, adulteration) tespit edilebilmesinin önünü açmıştır. Bitkisel ürünlerde metabolomik araştırmalara artık sıklıkla rastlamaktayız. Bu sebeple bu konu ile alakalı bir kaç makale okumanızı tavsiye ederim. 
Burada hiçbir zaman bitkilerden elde edilen morfin, atropin, taksol gibi saf maddelerin önemini azaltmak istemiyorum. Ama belirtmek istediğim her zaman çok tartışma konusu olan bitki ekstrelerinin kullanımını desteklemek ve bilimsel bir temele oturtmak..

Güzel bir yaz günü diliyorum.. 

(1) Tang ve ark., 2016. A Network Pharmacology Approach to Uncover the Pharmacological Mechanism of XuanHuSuo Powder on Osteoarthritis. Evidence-based complementary and alternative medicine, Vol. 2016, ID 3246946. 

26 Mayıs 2017 Cuma

Fesleğenin getirdikleri..

Fesleğen yüzlerce yıldan beri hem gıda olarak, hem baharat olarak hem de tedavi edici etkisinden yararlanmak amacıyla kullanılmaktadır. Fesleğen Latince “Ocimum basilicum”, İngilizce “Sweet Basil” isimli bitkiye işaret eder. Nane, kekik, biberiye, lavanta ve adaçayı gibi pek çok kokulu bitkiyi içeren Lamiaceae familyasından bir bitkidir.

Ocimum basilicum 
Fesleğenin Hindistan kökenli bir bitki olduğu, bunun yanında dünyanın her köşesinde yaygın olarak yetiştiği ve yetiştirildiği görülmektedir. Fesleğen ile ilgili ilk kayıtlar M.S. 807 yılına kadar uzanmakta ve o dönemde Çin’in Hunan bölgesinde kullanıldığı belirtilmektedir.
Gıda olarak tüketilen bir bitki olması nedeniyle fesleğenin farklı kültürlerde farklı varyeteleri kullanılmaktadır. Ocimum basilicum daha çok İtalyan mutfağında, O. basilicum  var thytsiflora (Thai Fesleğeni), O. X citriodorum (Limon kokulu fesleğen), O. tenuifolium gibi türler ise daha çok Asya da tercih edilmektedir. 
Ülkemizde fesleğen ya da reyhan ismiyle bilinmekte ve yine O. basilicum'a yaygın olarak rastlanmaktadır. 
Eski Mısır’da mumyalamada kullanılmış, eski Yunan’da “basilikon phuton” yani saraya ait bir bitki olarak adlandırılmakta ve “Basil” isminin de buradan geldiği düşünülmektedir. Ayrıca fesleğenin farklı kültürlerde farklı sembolik anlamları da vardır. Örneğin Yahudi kültüründe oruç esnasında kuvvetlendirdiği, Portekiz’de dini bayramlarda sevdiklerine verilen bir hediye olduğu söylenmektedir.
Günümüzde fesleğen hem mutfaklarda kullanılan çok önemli ve yaygın bir baharat, hem parfüm, hem tütsü hem de önemli bir tıbbi bitkidir. Genellikle taze olarak kullanımı tercih edilir, kurutulması durumunda kokusunun büyük çoğunluğu kaybolur. Kurutmak yerine dondurulması ile kokusunu daha fazla muhafaza eder. Kurutulacaksa gölgede kurutulmalı yapraklarının kararmasına izin verilmemelidir. Fesleğen çok iyi bilinen bir sos olan pesto sosun en temel bileşenini oluşturmaktadır. 
Pesto sos 
Son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalar fesleğen uçucu yağının kuvvetli bir antioksidan, antiviral ve antimikrobiyal olduğunu göstermektedir. Ayrıca sinek kovucu özelliği de gösterilmiş ve salgıladığı koku sayesinde bulunduğu ortamlara sivrisinek gelmesini engellemektedir.

Bahçelerde, balkonlarda, pencere önlerinden rüzgarla gelen fesleğen kokusu, ya da elinizi üzerinde gezdirdiğimizde gelen ferahlık en güzel yanı olsa gerek.. 

Fesleğen kokulu günler dileğiyle.. 

Bir de Ayna'dan "Fesleğen kokulu yarim" dinleyelim... 



Kaynaklar: 
Sullivan C., Food For Thought: The Science, Culture, & Politics of Food in Spring, 2009.
Ahmad CH, British Journal of Pharmaceutical Research, 7(5), 330-339, 2015. 
(1) https://gobotany.newenglandwild.org/species/ocimum/basilicum/

5 Nisan 2017 Çarşamba

Sayfaların arasından..

Uzun bir aradan sonra merhaba..

Bugün eski notlarımı karıştırırken eski, yaprakları sararmış ama öneminden hiç bir şey kaybetmemiş Prof. Dr. Mekin ve Nevin Tanker hocalarımın Farmakognozi kitabının kapağına kurşun kalemle yazdığım bir cümleye rastladım. Sayfalar arasından eski kitap kokusu geliyordu.. Özlemişim.. Her zaman güzel sararmış sayfalardan gelen kitap kokusu..

"Plants are of importance to the pharmacist for three reasons. Firtsly, they contain drugs, secondly they produce drugs, and thirdly thay may be acted upon by drugs.."

Özetle bitkilerin eczacılar için üç açıdan önemli olduğunu söylüyor.. "İlki ilaç etken maddesi içerebilmeleri, ikincisi ilaç etken maddesi üretebilmeleri ve üçüncüsü de bir ilaç etken maddesi olarak davranabilmeleri".. Ne güzel özetlemiş.

Aşağıda en temel örneklerden Taxus bitkisini, ondan elde edilen çok önemli antikanser bir ilaç olan Taxol isimli ilacın etken maddesini görebilirsiniz..

Mutlu günler..





13 Mart 2017 Pazartesi

Salgı Tüyleri görselleri

Uçucu yağlarla ilgili yazımı hazırlarken çok güzel birkaç görselle karşılaştım.
Bunlar bitkilerde bulunan “salgı tüyleri” bir diğer adıyla “glandular trichomes”. Salgı tüyleri en basit olarak özellikle tüylü ve kokulu bitkilerin yüzeylerinde bulunan uçucu yağları salgılayan ve depolayan organlar olarak tanımlanabilir..

Bir kaç örnek fotoğrafı paylaşıyorum: 

Yaban Gülü salgı tüyleri (1)

Leylak salgı tüyü (2)


Cannabis salgı tüyleri (Marihuana trichomes - 3) 

Cannabis salgı tüyleri (Marihuana salgı tüyleri - 4)

Salgı tüyleri (5)
Salgı Tüyleri (5)

Biberiye Salgı Tüyleri (6)
1. http://www.polyploid.net/inplants3/pages/Rosa_palust.html
2. http://www.psmicrographs.co.uk/lilac-trichome-and-stoma--syringa-vulgaris-/science-image/80202432
3. https://www.alchimiaweb.com/blogen/how-make-dry-sift/
4. https://naha.org/explore-aromatherapy/about-aromatherapy/what-are-essential-oils/
5. https://www.cbdbusinessblog.com/category/product-review/
6. https://www.flickr.com/photos/fei_company/7984013186

27 Şubat 2017 Pazartesi

Uçucu yağ kullanımında nelere dikkat edilmeli ? Aromaterapi ne kadar güvenli ?

Gün geçmiyor ki uçucu yağlar ile ilgili tanıtımlar reklamlar karşımıza çıkmasın. Uçucu yağlar bitkilerden elde edilen, oda ısısında sıvı olmakla beraber kuvvetli kokulu, 40oC’ nin üzerinde uçucu olan karışımlardır. Uçucu yağlar parfümeride, aromaterapide, ilaç sanayinde, kozmetik endüstrisinde, yiyecek ve içeceklere aroma verilmesinde ve bunların dışında birçok farklı alanda kullanılır. Özellikle aromaterapinin son yıllarda yaygın olarak kullanılması uçucu yağların önemini bir kat daha artırmış, kullanımını yaygınlaştırmış ve bununla beraber de uçucu yağlarla ortaya çıkan riskleri de gündeme getirmiştir.

Lavanta (1)
Elbette bir başka yazımda uçucu yağların faydalı etkilerinden bahsetmek istiyorum. Güzel kokularının yanında antibiyotikten sakinleştiriciliğe o kadar önemli etkileri var ki aslında dikkatli kullanımla zararlı etkileri bertaraf edilerek tüm faydalı etkileri öne çıkarılabilir.

Şimdi kısaca uçucu yağlar kullanılırken dikkat edilmesi gerekenler:

Seyreltilmeden kullanılmamalı.
Uçucu yağlar çok konsantre oldukları için, doğrudan doğruya kullanıldıklarında cilt üzerinde yanma ve tahrişe sebep olurlar.  Bu yağları seyreltmek için su doğru bir çözücü değildir. Çünkü bildiğiniz gibi yağlar su ile karışmazlar. Dolayısıyla genellikle tatlı badem yağı, zeytin yağı, jojoba, avokado, üzüm çekirdeği yağı gibi bir taşıyıcı yağ ile karıştırılarak kullanılmalıdırlar. Seyreltme oranları kullanılan uçucu yağa göre değişecektir.

Mukoz membranlara uygulanmamalı.
Bir diğer önemli konu uçucu yağların ağız, boğaz ve vajina gibi mukoz membranlara uygulanmasından tahrişe ve zararlı etkilere sebep olacağı için kaçınılmalıdır. Benzer şekilde açık yaralara hiçbir şekilde uygulanmamalıdır.

Ağızdan kullanım (Dahilen):
Öncelikle yağların doğrudan doğruya ağızdan kullanımında yukarıda bahsettiğimiz gibi mukoz membran hasarı meydana gelecektir. Dolayısıyla hekim tarafından dahilen alınması tavsiye edilen kapsüle edilmiş yağlar yerine haricen kullanım için üretilmiş sıvı formların kullanılması kesinlikle zararlıdır. 

Hassas ciltler için seyleltilmiş formar bile risklidir.
Özellikle güneş hassasiyeti olan ciltlerde örneğin Citrus (Portakal, limon vb) uçucu yağların kullanımı lekelenmeleri artıracaktır. Bu nedenle güneş hassasiyeti olanların bu tür ürünleri kullanmamaları ya da dikkatli kullanmaları gereklidir.
Limon yağı
Alerjik kişilerin uçucu yağları kullanırken özellikle dikkat edilmeleri gereklidir.
Herkes için aynı şekilde tavsiye edilmekle birlikte özellikle alerjik kişilerin uygun şekilde seyreltilmiş bir uçucu yağı ilk kez kullanacaklarında vücudun küçük bir kısmında (kolun iç yüzü gibi) denedikten sonra herhangi bir alerjik reaksiyona sebep olmazsa büyük alanlarda uygulamaları uygun olacaktır.  

Hamilelikte..
Hamilelikte ve süt verme sürecinde yeterli araştırma olmadığı için uçucu yağların dahilen kullanımından kaçınılmalıdır. Adaçayı, karanfil, rezene, mercanköşk, kekik, pelinotu, ardıç, biberiye gibi uçucu yağların kullanımından özellikle kaçınılmalıdır. Bunun yanında lavanta, gül ve papatya yağları içeren losyon ve banyo ürünlerinin genel olarak güvenilir olduğu düşünülmektedir.

Ardıç Yağı
Görüldüğü gibi dikkat edilmesi gereken birkaç küçük ama önemli nokta ile uçucu yağların ve aromaterapötiklerin güvenli bir şekilde kullanımı sağlanabilecektir.

Mis kokulu günler dileğiyle..

Bakkali ve ark., Food and Chemical Toxicology 46 (2008) 446–475
Posadzki P ve ark., International Journal of Risk & Safety in Medicine 24 (2012) 147–161.
Sibbritt D ve ark., Journal of The Australian Colege of Midwives 27 (2014) 41-45.
(1) http://kittycolemannaturalbliss.ca/aromatherapy/

23 Şubat 2017 Perşembe

Kansere sebep olan gıdalar.. Yanmış etler..

Kansere iyi gelen bitkiler ya da gıdalar diye söyleyip yazıp duruyoruz. Bu kadar yaygınlaşan kanser vakalarında peki kansere neden olan gıdalar var mı ? Pek çok bilim insanı kanserin nedenlerinin genetik faktörlerin yanında çevresel etkenlerden de kaynaklandığını belirtmektedir. Çevresel etkenler bildiğiniz gibi toksinler, sigara dumanı, ağır metaller, UV radyasyon gibi faktörlerin yanında bazı gıdaları da kapsamaktadır.
Ağız, boğaz, larinks, akciğer, mide ve bağırsak kanserlerinin diyetle en çok etkilenen kanserler olduğu belirtilmektedir.
İçinde kanserojen olabilecek maddeler içeren gıdalardan ara ara yazacağım. Çok uzun olmaması için bugün et ve et ürünleri..

Kömürleşmiş etler: Yüksek ısıda ateşte pişirilen yani mangal ya da barbeküde fazla pişirilen etlerde kansere sebep olan bazı maddeler meydana gelir. Genel olarak heterosiklik aromatik aminler ve polisiklik aromatik hidrokarbonlar olarak adlandırılan bu maddeler kansere sebep olan maddelerdir. Bunun yanında bu şekilde yüksek ısıda pişirilen etlerin tavukların yüzeyinde yanmış karamelize bir tabaka meydana gelir, işte bu tabaka çok sayıda kanserojen madde içerir ki bu maddeler sadece kanser ile değil, yaşlanma, diyabet, Alzheimer gibi pek çok önemli hastalığa sebep olan maddelerdir.

İşlenmiş et ürünleri: Salam, sosis vb işlenmiş et ürünleri özellikle uzun süre muhafaza edilebilmelerini sağlayabilmek için genellikle çok fazla miktarda katkı maddesi içerirler. Ayrıca bu ürünlerde kullanılan etler de “ticari et” olarak da adlandırılan büyüme hormonlarının, antibiyotik ve veteriner ilaçların çok kullanıldığı hayvanlardan elde edilmektedir.

Fazla pişmiş etler ve işlenmiş et ürünleri bileşimlerinde taşıdıkları heterosiklik aminler, polisiklik aromatik hidrokarbonlar ve AGE adı verilen madde grupları ile özellikle vücutta kanser riskinin artmasına, oksidatif stresin artmasına, kalp ve böbrek hastalıkları riskinin artmasına ve enflamasyona neden olurlar.
Etlerin yavaş pişirilmesi, düşük ısıda pişirilmesi, haşlanması, yine pişirilirken limon ya da sirke gibi asidik tatlardan yararlanılması piştikten sonra kanserojen madde oluşumunu azaltacaktır. Mangal ya da barbekü şartlarında pişirilme esnasında ne kadar az pişirilirse o kadar iyidir denilebilir.
Etlerin ateşte fazla pişirilmesi ayrıca et proteinlerinin de biyoyararlanımını yani faydalı etkilerini azaltacaktır.  İnsanlar çok piştikçe etteki yağların uzaklaştığını sanır ancak asıl proteinlerin çoğunu parçalamış olurlar.  Dolayısıyla pişerken etin kurudukça etkisi azalır.

Son söz kanserojen maddelerden uzak durmak için ticari et ürünlerinden ve yüksek ısıda pişirilmiş yanmış etlerden kaçınılmalıdır.. 

Bol miktarda sebze..
Bol miktarda meyve..
Bitki ve baharatlarla zenginleştirilmiş yemekler..
Organik etler..
Doğru pişirme yöntemleri.. UNUTULMAMALIDIR..