12 Şubat 2018 Pazartesi

"Başın mı ağrıyor ? Bir parça söğüt kabuğu alsana!" - Aspirin'in hikayesi


Milattan önceki dönemlerde “Başın mı ağrıyor ? Bir parça söğüt kabuğu alsana !” diyorlarmış sanırım. Aspirin eski tıp ile modern tıp arasında en güzel ve en bilinen köprüdür. Nereden başlamış bu söğüt kabuğu hikayesi ve Aspirin'e nasıl ulaşmış bir bakalım..
  •  Milattan önce 3000-1500 lü yıllarda Sümerler ve Mısırlılar’da bilinen en eski kaynaklardan olan Ebers papirüsleri ve eski Mısır’dan kalan kayıtlarda söğüdün özellikle ağrı kesici olduğundan bahsedilmiştir. Ayrıca Hipokrat M.Ö. 400 lü yıllarda söğüt yapraklarından hazırlamış olduğu çayı kadınlarda doğum sancısı için kullanmıştır. 
  • 1763 yılında Kraliyet Akademisi Rahip Edward Stone’un toz haline getirilmiş söğüt kabuklarının ateş düşürücü etkisini gösteren 5 yıllık bir çalışmayı yayınlamış..
  • 1828 yılında Almanya, Münih Üniversitesinde Eczacılık Profesörü Joseph Buchner söğüdün etkili maddesini elde etmeyi başarmış. Acı lezzetli sarı kristaller olan bu maddeye “salisin” adı verilmiştir ki bu isim söğüt ağacının Latincesi olan “Salix” den gelmektedir.
  • 1838 de “salisin” ayrıca Alman ve İsviçreli araştırmacılar tarafından Spirea ulmaria bitkisinden de elde edilmiştir.
  • 1853 yılında Fransız Kimyacı Charles Frederic Gerhardt salisilik asitin yapısını aydınlatmış ve Aspirin’in etken maddesi olan asetil salisilik asiti sentezlemiştir. Ancak bu maddenin mide ve bağırsakta tahriş edici etkisi tespit edilmiştir.
  • 1876 yılında başlayan Salisin ile ilgili ilk klinik araştırmalar bu maddenin ateş düşürücü ve antiromatizmal etkinliğini göstermiştir.
  • 1897 yılında Bayer firmasında çalışan Alman kimyacı Felix Hoffmann salisilik asite "asetil" eklenmesi ile elde edilen asetil salisilik asitin yan etkilerinin çok daha düşük olduğunu bulmuş ve bu sentez yöntemini paten altına almıştır.
  • 1899 da asetil salisilik asit Bayer tarafından “Aspirin” olarak adlandırılmıştır. "A" Asetilden “spir” “Spiraea”dan gelmektedir.
  • 1950 yılında aspirin en sık satılan ağrıkesici olarak Guinnes Rekorlar Kitabına girmiştir.
  • 1971 yılında Londra Üniversitesinden Farmakoloji Profesörü John Vane Aspirin’in etki mekanizmasını araştırmış ve doza bağlı prostaglandin inhibisyonu yaptığını aynı yıl yayınlamıştır. Bu çalışma ile Prof John Vane 1982 yılında Bengt Samuelsson ve Sune Bergström ile birlikte Nobel ödülü almıştır.

Günümüzde hala üzerinde en çok araştırma yapılan ilaçlardan biri olan aspirin üzerinde her yıl 700-1000 civarında klinik araştırmanın yapıldığı tahmin edilmektedir. Kalp krizine karşı koruyucu, felce karşı koruyucu, kolon kanserinde koruyucu etkileri gösterilmiş, bunun yanında Alzheimer hastalığında, bunamada, farklı pek çok kanserde ve diğer hastalıkta koruyucu etkinliği ile ilgili araştırmalar devam etmektedir.



The aspirin story - from willow to wonder drug. Desborough MJR, Keeling DM. British Journal of Haematology 2017 Jun;177(5):674-683.

29 Ocak 2018 Pazartesi

Çocuklarda papatya ile gelen sağlık..



Matricaria recutita 
Papatya en eski, en çok kullanılan, en fazla araştırma yapılmış ve genellikle çok farklı tıbbi amaçlarla kullanılabilen bir tıbbi bitkidir. Papatya olarak bilinen bitkiler genel olarak Alman papatyası  (Matricaria recutita) ya da Roman papatyasıdır (Chamaemelum nobile / Anthemis nobilis).  Papatya karşımıza çok farklı formlarda çıkabilir. Farklı toz formlarının yanında papatya çiçekleri geleneksel olarak tedaviye yardımcı olması amacıyla soğuk algınlığı belirtilerinin giderilmesinde, şişkinlik ve spazmlar gibi hafif gastrointestinal problemlerde, mide ülserlerinde, ağız ve boğaz yolu enflamasyonlarında, egzamalar ve hafif dermatolojik problemlerde kullanılabilmektedir. Ayrıca papatya sulu ekstrelerinin hafif sakinleştirici ve uyku bozukluklarında destekleyici olarak etkili olduğu da bilinmektedir. Papatya ile hazırlanan sıcak suyun buharının soğuk algınlığına iyi geldiği, papatya çaylarının bebeklerde kolik tedavisinde, ayrıca yetişkinlerde gaz spazmları, şişkinlik ve mide ülserlerinde etkili olduğu, papatyadan hazırlanan kremlerin egzamalarda rahatlatıcı ve tedavi edici etki gösterdiği klinik çalışmalar ile gösterilmiştir. Ayrıca papatya çayı tüketiminin bağışıklık sistemini güçlendirdiği ve vücudun soğuk algınlığı ile ilişkili enfeksiyonlarla savaşmasına yardımcı olduğu belirtilmiştir.

Papatya ile ilgili olarak çok az istenmeyen etki bildirilmiştir. Bunların en önde geleni nadiren gözlenen alerjidir. Alerji geçmişi olan, özellikle papatya ve benzeri bitkilere (Asteraceae bitkileri) alerjisi olan kişilerde kullanılmamalı ya da dikkatli kullanılmalıdır. Papatya için belirgin bir ilaç etkileşimi verilmezken FDA tarafından en güvenilir bitkiler arasında sayılmıştır.

Alman papatyası ile Roman papatyası arasındaki en önemli fark taşımış olduğu bileşenlerdir. Alman papatyası uçucu yağı taşımış olduğu kamazulenden dolayı mavi renkli iken, Roman papatyası uçucu yağı bu maddeyi taşımadığı için sarı renklidir. Yapılan araştırmalar Alman papatyasının Roman papatyasına göre enfeksiyonlara karşı daha etkili olduğunu göstermiştir. Her ne kadar her iki bitki için de benzer etkiler gösterilmiş olsa da Alman papatyası daha belirgin etkiler göstermekte ve kullanımda tercih edilmektedir. Aşağıda verilen dozlar Alman papatyası çiçekleri için verilmiştir.

Önerilen kullanım oranları: 
Dahilen:
150 ml suda hazırlanan infüzyonu* aşağıdaki şekilde kullanılır:
Çocuklar (6 aylık- 2 yaş) Tek doz: 0,5-1 g, Günlük doz 2-4 kez
Çocuklar (2 – 6 yaş) Tek doz: 1-1,5 g, Günlük doz 2-4 kez
Çocuklar (6-12 yaş) Tek doz: 1,5-3 g, Günlük doz 2-4 kez
Buğu şeklinde:
Çocuklar (6-12 yaş) Tek doz: 2-5 g, Günlük doz 1-2 kez; 100 ml kaynar suya eklendikten sonra buğu (5- 10 dk) şeklinde soğuk algınlığı semptomlarını gidermek için kullanılır.  
Gargara:
Adolesanlarda Tek doz: 1-5 g / 100 ml infüzyonu ağız ve boğaz yolu enflamasyonlarında gargara şeklinde  günde birkaç sefer yapılabilir.
Yıkama:
Adolesanlarda: Tek doz: 4,5 – 5 g / 1 litre suda hazırlanan infüzyonu egzamalar ve hafif dermatolojik problemlerde ilgili bölgeler günde birkaç kez yıkanarak kullanılabilir.

Papatya benzeri ülkemizde çok farklı cinslerin olduğu, açıkta satılan bitkilerin çoğunun gerçek tıbbi papatya olmadığı bilinmektedir. Yanlış bir türün kullanılması hem beklenen tıbbi etkiyi vermeyecek, hem de istenmeyen toksik etkilere sebep olabilecektir. Bunlara en güzel örnek bit otu olarak bilinen ve böcek öldürücü olarak kullanılan Tanacetum cinerariifolium’dur ki bilinçsiz ve bilgisiz kişilerce papatya ile kolaylıkla karıştırılabilir. Bu sebeple güvenilir markaların ürünleri kullanılmalı ve bitkilerin eczanelerden alınmasına özen gösterilmelidir.

* İnfüzyon: İnfüzyon yani demleme yönteminde ufalanmış bitki parçaları üzerine kaynar su dökülür. 10-15 dk ağzı kapalı şekilde bekletilerek demlenir ve süzülür.



15 Aralık 2017 Cuma

Tıbbi Bitki Çaylarının Üretiminde Kullanılabilecek Yardımcı Maddeler

Tıbbi Bitki Çaylarında kullanılacak yardımcı maddelerin oranı ne olmalıdır ?

Konvansiyonel ilaçlarda olduğu gibi bitkisel ilaçların da geliştirilmesi, hazırlanması, üretilmesi ve etkili şekilde kullanılabilmesi için bazı yardımcı maddelere ihtiyaç vardır. Bitkisel ürünlerde daha çok doğal olması tercih edilen bu yardımcı maddeler, hem o ürünün üretiminin daha etkin şekilde yapılmasını, üretim esnasındaki kayıp ve bozunmaların önlenmesini, üretim sonrası korunmasını, yine vücutta da etkili olabilmesi için en iyi şekilde dağılması sağlayan  kendi başına tıbbi bir etkisi olmayıp o ürünün etkisine katkı yapan maddelerdir.

Genel prensip olarak konvansiyonel yani tek ya da birkaç etken maddeli ilaçlarda bu yardımcı maddeler belirli sınırlar içinde tutulmuş ve bu maddeler ile ilgili çok sayıda klavuz yayınlanmış, standartları, güvenilirlikleri belirlenmiştir. Ancak ilaçlarda bu kurallar çerçevesinde kullanılan yardımcı maddelerin gıda takviyeleri ya da bitki çaylarında ne derece kontrol edildiği tartışmalıdır !!

Bitkisel Tıbbi Ürünlerde kullanılan yardımcı maddeler ile ilgili düzenleme Avrupa İlaç Ajansının Directive 2001/83/EC sayılı yönergesinde yayınlanmıştır. Genel olarak bitkisel tıbbi ürünlerdeki yardımcı maddeler ile ilgili düzenlemeler ürünün geleneksel kullanımından bağımsız olması sebebiyle oldukça karmaşıktır. Ancak konvansiyonel ilaçlara benzer şekilde düzenlenmiştir.


Bunun yanında bitki çayları için herhangi bir sınırlama getirilmemekle birlikte 3 farklı yardımcı maddeden daha fazla olması istenmez ve bu yardımcı maddelerin (eksipiyanların) ağırlığının ürünün toplam ağırlığının %30 undan fazla olmaması önerilir. Üçten fazla yardımcı maddenin ya da bitkinin kullanılması o ürünün kalite ve etkinlik testlerinde bir takım olası sorunlara işaret edebilir. Dolayısıyla Bitkisel Tıbbi Ürünlerin ve doğal olarak Tıbbi Bitki Çaylarının üretiminde kullanılacak yardımcı maddelere dikkat edilmelidir. 

19 Ağustos 2017 Cumartesi

Kedi Nanesi mi ? Oda ne ?

Nereden aklıma geldi kedi nanesi yazmak.. Karşıma çıktı bir anda okurken, ben de biraz olsun hatırlatmak istedim.

Evet Kedi Nanesi Latince Nepeta cataria, İngilizce catnip, catmint gibi isimlerle tanınan bitki..  Nane ile aynı familyadan Nanegiller demeyeceğim Lamiceae familyasından..

Neden kedi nanesi , neden catnip ? Çünkü kedi besleyenlerin çok iyi bildiği gibi kediler bu naneyi çok seviyor.. Bu bitkinin kokusuyla birlikte genellikle daha sokulgan, sevecen hale geliyor. Sadece kedilere mi kedi ailesinden aslan, puma hatta leoparlara bile benzeri etkiyi yapabiliyor.. Bir şekilde bu kokunun kedide kedi feromonu gibi etki gösterdiğini söyleyebiliriz. Petshoplarda çok sayıda kedi nanesi taşıyan kediler için hazırlanan ürün bulabilirsiniz. 

Birazda nedenlere bakalım. Bitkide bulunan nepetalakton isimli maddenin bu etkiye sebep olduğu düşünülmektedir. Kedilerin burunlarında nepetalaktonu algılayan reseptörler olduğu, ancak insanda henüz böyle bir reseptör ve dolayısıyla buna bağlı benzeri bir etkinin ortaya çıkmadığı bilinmektedir.
Yapılan araştırmalara göre %80 kedinin bu cevabı verdiği ancak diğerlerinin vermediği görülmüştür. Bu durumun kediler arasındaki bazı genetik farklılıklar sebebiyle ortaya çıktığı düşünülmektedir. Genellikle kedilerde bu etkinin ortaya çıkabilmesi için en az 6-8 hafta geçmesi gerektiği, daha küçük kedilerin bu kokuyu sevmek yerine kaçtıkları bile görülmüştür. Bu durum belirli bir haftaya kadar kedilerde nepetalakton reseptörlerinin gelişmediğini göstermektedir.
Nepetalakton

Peki ya insanlarda ? Bu bitkinin uçucu yağının insanlarda hafif sakinleştirici ve spazm çözücü etkilerinin olduğu bilinmektedir. Bu sebeple aromaterapötiklerin bileşimine girmekte, lezzetli bir bitki çayı olarak tüketilebilmekte ya da Akdeniz ülkelerinde salatalarda ya da yemeklerde gıda olarak kullanılabilmektedir.

Son olarak kedi nanesinin güzel bir sinek kovucu olduğunu da söylemeden geçemeyeceğim. Balkonunuzda saksıda bir kedi nanesi, kedi nanesi çayı spreyleri, ya da uçucu yağın birkaç damla kokması için difüsere ya da özel kabına konarak ortama verilmesi ile sivrisineklerin uzak tutulması sağlanabilir. Ancak uçucu yağların doğrudan seyreltilmeden cilde temas etmemesi gerektiği unutulmamalıdır.

Yazımı Sezen Aksu’nun "Bir kedim bile yok" diyen "Gülümse" şarkısı ile bitiriyorum..
Gülümseyen günler dileğiyle..




















Fotograf: https://viralplots.com/ever-wondered-why-do-cats-love-catnip/ 


28 Haziran 2017 Çarşamba

Neden bitki ? Neden bitkisel ekstre ? Metabolomik bunun neresinde ?

Bitkisel ilaçlar tek etken maddeden oluşan ilaçlardan farklı özellikler gösterirler.  Daha önceki yazılarımda da örneklerini verdiğim gibi bazı etken maddeler bitkilerden saf olarak elde edilip kullanılırken bazıları ise doğrudan bitki, bitki kombinasyonları ya da bitkisel ilaç olarak kullanılmaları tercih edilir. Bitkisel ilaçların etkisinin bileşiminde bulunan çok sayıda maddenin bir arada etki göstermesi ile ortaya çıktığı düşünülmektedir. Bu sayede bitkide bulunan bazı etkili bileşiklerin yan etkilerinin azaldığı ve bitkiden beklenen etkinin arttığı belirtilmektedir. Genel olarak bitkilerin bu şekilde bitkide bulunan maddelerin farklı mekanizmalar ile bir arada etki göstermesi ile ortaya çıkan etkiye “çok hedefli etki, multitarget etki, multifaktorial etki  ya da polyvalent etki” denmektedir. Bu durum farklı maddelerin vücutta aynı hedefe etki göstermesi ya da aynı maddenin farklı hedeflere etki göstermesi şeklinde açıklanabilir ki bu ikinci durum bir bitkinin neden birden fazla farmakolojik etki gösterebildiğini açıklar. Bu şekilde polyvalent etkiye birkaç bitki örneği verelim.
Alzheimer hastalığı tedavisinde kullanılan Ginkgo biloba ekstresinin ileri yaşlarda bilişsel fonksiyon bozukluklarını düzelttiği ortaya konmuş, bu ekstre içinde bulunan maddeler tek tek denendiği zaman aynı etki gözlenmemiştir. Benzer durum Ginseng, Hypericum (Sarı kantaron), Glycyrrhiza glabra (Meyan kökü) gibi pek çok bitki için de söz konusudur.   
Bunun yanında bu şekilde çok hedefli etkiler geleneksel Çin tıbbında, ayurvedada, ya da geleneksel Japon Tıbbı “Kampo” da aynı anda birden fazla bitkinin kullanıldığı bitkisel ilaçlar için de söz konusudur. Resimde bir geleneksel Çin ilacında bulunan bitkilerin çoklu etkisinin nasıl kesiştiği ne çok etki mekanizmasının aynı anda ortaya çıktığını görebilirsiniz. Ki bu görüntü bitkilerin etkilerinin ortaya çıkması ile ilgili benim çok hoşuma gider.
Çok hedefli etki örneği (1) 

Saf madde yerine bitki ekstrelerinin seçilmesine sebep olan bir diğer durum da bitkilerde bulunan maddelerin izolasyon sonrası yapılarının bozulmasıdır. Örneğin Valeriana, Sarımsak (Allium sativum), Zencefil (Zingiber officinalis), Şerbetçi otu (Humulus lupulus) gibi  bitkilerin etken maddeleri izolasyon sonrası etkinliklerini kaybettikleri için doğrudan bitkisel ilaç şeklinde kullanılmaları tercih edilir. Benzer şekilde etkili bileşiği tespit edilemeyen bitkiler, ya da aynı anda çok sayıda maddenin etki gösterdiği bitkilerde saf maddenin izole edilerek kullanılması mümkün olmamaktadır.
Bu durum bitkisel ekstrelerin yapılarının aydınlatılması gerekliliğini ortadan kaldırmamaktadır. Bitkilerin etkinliğinin araştırılması, yan etkilerinin, etkileşimlerinin belirlenmesi, etki mekanizmalarının tespit edilebilmesi amacıyla çok sayıda farklı teknik geliştirilmiştir. Örneğin bunlardan biri de organizmada bitkiden ortaya çıkan tüm metabolitlerin araştırılmasını sağlayan “metabolomik”dir ki bunun şu an sadece ismini verip geçeceğim. Bu teknikle bitkisel ilaca ait neredeyse tüm metabolitlerin tespiti mümkün olabilecektir. Metabolomik ile doğal kaynaklardan ilaç keşfi, bitkisel ürünlerin kalite kontrol çalışmaları, bitkisel ürünlerde farmakovijilans gibi pek çok araştırma alanı daha güvenilir sonuçlar ile ortaya konabilecektir. Benzer şekilde metabolomik ya da bu metabolit parmak izi çalışmaları özellikle son yıllarda çok fazla karşılaşılan katıştırmanın da (yani bitkisel ürüne aslında onda bulunmayan başka bir maddenin karıştırılması, adulteration) tespit edilebilmesinin önünü açmıştır. Bitkisel ürünlerde metabolomik araştırmalara artık sıklıkla rastlamaktayız. Bu sebeple bu konu ile alakalı bir kaç makale okumanızı tavsiye ederim. 
Burada hiçbir zaman bitkilerden elde edilen morfin, atropin, taksol gibi saf maddelerin önemini azaltmak istemiyorum. Ama belirtmek istediğim her zaman çok tartışma konusu olan bitki ekstrelerinin kullanımını desteklemek ve bilimsel bir temele oturtmak..

Güzel bir yaz günü diliyorum.. 

(1) Tang ve ark., 2016. A Network Pharmacology Approach to Uncover the Pharmacological Mechanism of XuanHuSuo Powder on Osteoarthritis. Evidence-based complementary and alternative medicine, Vol. 2016, ID 3246946. 

26 Mayıs 2017 Cuma

Fesleğenin getirdikleri..

Fesleğen yüzlerce yıldan beri hem gıda olarak, hem baharat olarak hem de tedavi edici etkisinden yararlanmak amacıyla kullanılmaktadır. Fesleğen Latince “Ocimum basilicum”, İngilizce “Sweet Basil” isimli bitkiye işaret eder. Nane, kekik, biberiye, lavanta ve adaçayı gibi pek çok kokulu bitkiyi içeren Lamiaceae familyasından bir bitkidir.

Ocimum basilicum 
Fesleğenin Hindistan kökenli bir bitki olduğu, bunun yanında dünyanın her köşesinde yaygın olarak yetiştiği ve yetiştirildiği görülmektedir. Fesleğen ile ilgili ilk kayıtlar M.S. 807 yılına kadar uzanmakta ve o dönemde Çin’in Hunan bölgesinde kullanıldığı belirtilmektedir.
Gıda olarak tüketilen bir bitki olması nedeniyle fesleğenin farklı kültürlerde farklı varyeteleri kullanılmaktadır. Ocimum basilicum daha çok İtalyan mutfağında, O. basilicum  var thytsiflora (Thai Fesleğeni), O. X citriodorum (Limon kokulu fesleğen), O. tenuifolium gibi türler ise daha çok Asya da tercih edilmektedir. 
Ülkemizde fesleğen ya da reyhan ismiyle bilinmekte ve yine O. basilicum'a yaygın olarak rastlanmaktadır. 
Eski Mısır’da mumyalamada kullanılmış, eski Yunan’da “basilikon phuton” yani saraya ait bir bitki olarak adlandırılmakta ve “Basil” isminin de buradan geldiği düşünülmektedir. Ayrıca fesleğenin farklı kültürlerde farklı sembolik anlamları da vardır. Örneğin Yahudi kültüründe oruç esnasında kuvvetlendirdiği, Portekiz’de dini bayramlarda sevdiklerine verilen bir hediye olduğu söylenmektedir.
Günümüzde fesleğen hem mutfaklarda kullanılan çok önemli ve yaygın bir baharat, hem parfüm, hem tütsü hem de önemli bir tıbbi bitkidir. Genellikle taze olarak kullanımı tercih edilir, kurutulması durumunda kokusunun büyük çoğunluğu kaybolur. Kurutmak yerine dondurulması ile kokusunu daha fazla muhafaza eder. Kurutulacaksa gölgede kurutulmalı yapraklarının kararmasına izin verilmemelidir. Fesleğen çok iyi bilinen bir sos olan pesto sosun en temel bileşenini oluşturmaktadır. 
Pesto sos 
Son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalar fesleğen uçucu yağının kuvvetli bir antioksidan, antiviral ve antimikrobiyal olduğunu göstermektedir. Ayrıca sinek kovucu özelliği de gösterilmiş ve salgıladığı koku sayesinde bulunduğu ortamlara sivrisinek gelmesini engellemektedir.

Bahçelerde, balkonlarda, pencere önlerinden rüzgarla gelen fesleğen kokusu, ya da elinizi üzerinde gezdirdiğimizde gelen ferahlık en güzel yanı olsa gerek.. 

Fesleğen kokulu günler dileğiyle.. 

Bir de Ayna'dan "Fesleğen kokulu yarim" dinleyelim... 



Kaynaklar: 
Sullivan C., Food For Thought: The Science, Culture, & Politics of Food in Spring, 2009.
Ahmad CH, British Journal of Pharmaceutical Research, 7(5), 330-339, 2015. 
(1) https://gobotany.newenglandwild.org/species/ocimum/basilicum/

5 Nisan 2017 Çarşamba

Sayfaların arasından..

Uzun bir aradan sonra merhaba..

Bugün eski notlarımı karıştırırken eski, yaprakları sararmış ama öneminden hiç bir şey kaybetmemiş Prof. Dr. Mekin ve Nevin Tanker hocalarımın Farmakognozi kitabının kapağına kurşun kalemle yazdığım bir cümleye rastladım. Sayfalar arasından eski kitap kokusu geliyordu.. Özlemişim.. Her zaman güzel sararmış sayfalardan gelen kitap kokusu..

"Plants are of importance to the pharmacist for three reasons. Firtsly, they contain drugs, secondly they produce drugs, and thirdly thay may be acted upon by drugs.."

Özetle bitkilerin eczacılar için üç açıdan önemli olduğunu söylüyor.. "İlki ilaç etken maddesi içerebilmeleri, ikincisi ilaç etken maddesi üretebilmeleri ve üçüncüsü de bir ilaç etken maddesi olarak davranabilmeleri".. Ne güzel özetlemiş.

Aşağıda en temel örneklerden Taxus bitkisini, ondan elde edilen çok önemli antikanser bir ilaç olan Taxol isimli ilacın etken maddesini görebilirsiniz..

Mutlu günler..